27 Ekim 2011 Perşembe

NUMARALI KAFALAR



Gerçekten donuyor! 

Bir türlü doğru zamanı denk getiremiyorum saç traşında. Yazın şıpır şıpır terleten bonus saçlarım, kışın ise rüzgarın uğultu çıkartacağı kısalıkta saçlarım var. İşte yine böyle bir soğuk kış girişinde giydiğim kıyafetlerde kalınlaşma, saçlarda ise incelme, neredeyse sıfıra yakınsama oldu.

Neden kestiriyorum? Çünkü saçlarımı sevmiyorum. Bir halta benzemeyen kıvırcık saçlarım var. Sevemememin tramvası anaokuluna dayanıyor olabilir. Ailemin pek bir sevdiği, severken ellerini içinde kaybettiği kıvırcık saçlarımı gören bir öğretmenim bana dönüp şunu sormuştu:

- "Sen kız mısın erkek misin"?

Yani diyordu ki öğretmen: Erkek adam saçlarını uzatmaz, kısacık kestirir, adam gibi kestirir! İyi, peki kestirelim ozaman.

Gidiyoruz berbere. İlkokulda mahalle berberinden çıkan tüm kafalar aynı olur. Amerikan traşı, yani tavuk götü! Seri üretime bağlayan berber dalıyor kafalara çıkan tüm sonuç aynı. Okulda görüp görüp bir onların traşına bakıyorum bir kendi kıvırcık saçlarıma. Ah diyorum benim de böyle saçlarım olsa.  Hadi berber amca yap şu saça bir şekil. Yok. Olmuyor. Benimki kesilince de bir şeye benzemiyor ki! Anlıyorum ki saçtan bir halt olacağı yok diyorum ki varsın uzasın.

Uzundu, kısaydı, müdür zoruyla kestirmeydi derken orta okulda basketbol takımı olarak saçları 3 numara kestirme kararı alıyoruz.

"Ya nasıl olur?" "Asker traşı olunur mu?" "Sahada adama gülerler!" "Seneye liseye geçicez kabak kafayla piyasa mı yapılırmış!" desek bile tüm takım vurduruyor kafaları 3 numaraya.

O da ne? Adama benzedim ya ben! Kulaklar küçük, surat ince uzun, kafa da armut olmayınca gitti bana 3 numara! Oldu yani! Tamamdır bu saç, bertuğ adamım buldun stilini devam et.

O gün bugündür 3 numara gider benim kafam. Fakat tek sorun üşengeçliğim. Kestiriyorsun 3 numaraya, ilk 2 hafta her şey çok güzel. Bir şeye benzemesen de saç olmadığı için benzemiş gibi hissediyorsun kendini. Sonra hafiften uç vermeye başlıyorlar. Nereye tarasam, nasıl dağıtsam derdi başlıyor. Derken kulakları yutuveriyor saçlar. Her düz saçlı insan gibi yerçekiminden faydalanıp aşağı doğru da yönelmiyor ki benim saçlar, dimdik yukarıya! Giderken yolda kıvrılmalar, kıvırcıklaşmalar, benim kafam bir anda tekrar labirente dönüşüyor! İşi buraya getirmeden müdahele etmek, tekrar kafayı numaralandırmak gerek ama nerde? İş en dayanılmaz boyuta gelince çalınıyor berberin kapısı.

Kafa olarak geçirdiğim süreçler şu şekil aslında;


Kısa saçlı adamın yüzündeki mutluluğu farkettiniz mi? Artiz! Saçlar biraz uzayınca nasıl zoraki gülüyor ama. Daha da uzayınca bir kilo problemi de baş gösteriyor. Yüzdeki endişe kelimeler ile tarif edilemez. Zaten son karede saçlarından ne kadar memnun olduğunu rahatlıkla seçebiliyoruz.

Peki ya sonra?



Saç kestirmeyle gelen ekstra bronzluk da cabası :)

Sevmiyorsan saçını kestir gitsin arkadaş, belki de saçsız daha iyisin. Denemeden bilemezsin.

Ama yine de benim gibi zamansız değil mevsimlere göre oranlı kestirin.

Kafam donuyor!


Share
26 Ekim 2011 Çarşamba

TWEETLERE CAN VERDİK



Merhaba,

Şu aşağıdaki arkadaş ben oluyorum.

                                                                     

Görülebileceği üzere twitter adresimi paylaştım sizlerle. Bu blogun çıkış amacı bu aslında. Twitterda 140 kararkterde yazdığım kısa hikayelerin gün sonunda romanını yazmak. Neden mi? Anlatayım.

Uzun bir dönem blog yazmaya özendim. Çeşitli çalışmalarım da olmadı değil. Bir uyku imparatorluğum vardı ama inanın şuan linkini bile bulamıyorum. 3 postluk dev prodüksüyon :) Bulabilirsem paylaşırım sizinle. Sonra bir "Sanal Türkiye Turu" planım vardı. İşte bunun linki mevcut. (buradan buyrun) Okudukça hala gülüyorum :)

Blog'a kendimle ilgili bir şeyler yazmaktan hep kaçındım ta ki twitterla tanışana dek. Aktif bir twitter kullanıcısıyım. 2. yılımı doldurduğum twitterda durumum şudur. (bkz: cacık)


Ama ben çok eğleniyorum twitterda :) İnternet ile ilk tanışması MIRC olan bir nesil için bu ortamların hepsi "slm, asl?" tadında eğlencelik olmuştur. Benim için twitter da öyle. Sosyal medyanın gücünü ticaret hayatında, kitleleri ayaklandırmakta kullananlar mevcut tabii ki ama benim amacım bu değil. Ben eğlendiğim sürece twitter hesabım var olacak. Gördüğüm, yaşadığım olayları yazmaya, eğlenceli taraflarını aktarmaya gayret ediyorum. Sevdiğim kız bana "abi" diyince de yazıyorum, patrondan azar yiyince de!
 
Şöyle de bir gerçek var ki yazmış olduğum tweetler zaman akışı içerisinde kaybolup gidiyor. Oysa ki benim her bir tweetim sonrasında anlatmak istediğim uzun hikayelerim var. Bir mikro-blog olan twitter işte bu blogda makro boyutuna taşınacak ve 140 karakterlik tweetler burda can bulacak.

Bunlar gibi;

-


Hikayeleri mi? Takipte kalın :)


Share
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
;