27 Aralık 2011 Salı

BERTUĞ



"Berfu" değiliz biz! "Berktuğ" da değiliz, "Berke" hiç değiliz! "Berk", "Berfe", "Berkcan" ya da "Bertan" da değiliz! Hele hele "Bertu" olamayız! 

"B-E-R-T-U-Ğ" bizim adımız! En azından benim adım yani, lütfen böyle yanlış yazmayalım;


Berfu bey mi? Sahne ismi gibi! Karşınızda ünlü şarkıcı, Berfu!

İsmimi seviyorum. Farklı olduğu doğru fakat benim için daha çok ailevi bir anlamı var. Annemin ismi Berrin, babamın ismi Altuğ. Annemden ilk hece, babamdan son hece ve karşınızda Ber-tuğ!

İlkokuldu ismimin anlamını öğrendiğimde. Böyle bir üretim sürecinden geçtiği için o andan itibaren kimsenin isminin Bertuğ olamayacağını düşündüm. Okuldaki tek Bertuğ bendim, evet. Böyle hikayesi olduğuna göre Balıkesirdeki tek Bertuğ da ben olmalıydım. Hatta Türkiyedeki, ne Türkiyesi dünyadaki tek Bertuğ ben olmalıydım! Öyleydim de zaten, ta ki biri yeni doğan çocuklarına benim ismimi verene dek! 

4. Sınıftayken okula bir bebek geldi, Serhat'ın kardeşi! Ah Serhat! Annesi benim ismimi çok beğenmiş, Serhat'ın yeni kardeşinin kulağına "Bertuğ" diye fısıldayıvermiş dedesi. Of serhat! Hani tektim ben. Sınıfta bir ilgi alaka, herkes bebeği "agucuk da bertuuğ, gugucuk da bertuğğ" diye seviyor! Hızını alamayan geliyor benim gıdıdan da kapıyor! Ah be Serhat! Yaktın beni! Hem senin annenin ismi Nurcan bir kere! Kurallara uymuyor, oyunu bozuyorsun! Oyunbozan Serhat! 

Üzüldüm, çok üzüldüm gerçekten. Ama anladım ki başka Bertuğ'lar da olabilirmiş. Peki, olsunlar ama benden uzak olsunlar! İstemiyorum! Başka bir Bertuğ ile bir daha yan yana olmak istemiyorum! Fakat oldum! 2007 yazında, yazlığa bir Bertuğ daha geldi! Küçük Bertuğ!

Bir çoğunuz için normal bir şey olabilir aynı isimle biriyle aynı ortamda bulunmak. Adaş dersiniz, seversiniz bu durumu ikiniz de. Birinizin lakabı "Büyük" olur, diğeriniz "Küçük". İsminiz söylendiğinde dönüp bakmazsınız bile, lakabınızı da beklersiniz. Ama ben bakarım! Yıllarca biri Bertuğ dedi mi, sadece beni kastederdi, küçük Bertuğ'u değil. Kabus gibi geçti o yaz. Her ismim söylenişinde kafamı çeviriyorum, bana seslenilmediğini anladıkça boğasım geliyor küçüğü! Hem adaşına nasıl ismiyle seslenebilir ki insan. Benim adım lan o! 

Alıştım tabii gitgide. Önce Küçük Bertuğ'a, sonra diğerlerine... Bertuğ Cemil'i bile sevdim. Yürü be koçum dedim, cümle aleme duyur Bertuğ'u. Yumuşak G ile duyur, tam duyur!

Rica ediyoruz yanlış söylemeyin artık bizim ismimizi, bozuluyoruz! 


Share
20 Aralık 2011 Salı

SIKIŞIK DURUMLAR


"Sııııııııkııııııııştııııııııııııııııııııııııııııııııımmmmmmmmmmmmmm" 
Adrian  Stayla

İşkence! Eziyet! Zulüm! 

Güzel giden bir günün orta yerinde, en olmaz zamanda geliverir bu meret! Sonuca ulaşmanın mümkünatı yokken, en yakın tuvalet bir ışık yılı uzaktayken, imkansızlıklar içinde kıvrandırır adamı. Geldiği gibi hayattan koparsın. Arsızdır! Sadece onunla ilgilenmeni ister;

-  "Ya bir dur, arkadaşım bir şey anlatıyor!"
+ "Boşver onu beni dinle, şırrrrrrr şırrrr şırrrr"

- "Gider misin lütfen, sınav oluyorum burda!"
+ "Boş bir kabı senin için tam 20 saniyede doldurabilirim"

- "Oğlum bir git ya araba kullanıyorum"
+ "Çek sağa gel dolaşalım biraz"

2008 yazı, Work & Travel programıyla 4 arkadaş Amerikaya gittik. Kazandığımız paraları gezerek harcama planı içerisinde elbette ki Las Vegas da vardı. Araba kiralayıp Los Angeles'tan çıktık yola, istikamet Vegas baby! Fakat o 4 saatlik turistik yolculuk, son 2 saatinde tam bir eziyete dönüştü benim için.

Bir anda bastırdı  meret! Araba kullanıyor ve Vegasa gidiyor olmanın heyecanıyla yanıp tutuşuyordum. Bu yüzden başlarda tatlı olan "varınca hallederim" çözümüyle yola devam ettik ama imkanı yok gitmiyor arkadaş! Yaklaştıkça heyecanım artıyor, heyecanım arttıkça meret daha da baskı yapıyor, baskı yaptıkça ben gazı köklüyorum! O hızla iyice coştu, tutamıyorum. Bir bıraksam benden önce varacak Vegasa! Dayanılmaz bir hal alınca, varışa 2 çıkış kala kırdım direksiyonu attım kendimi ilk çıkıştan dışarı! 

Gitti. Bir anda eser kalmadı. Kaçtı, uçtu, gitti! Adrenalinin tavan yaptığı son noktada beynim sonunda hükmetmeyi başarmış ve tüm bedenim unutmuştu mereti! Şaka gibi! 

Hemen yola geri dönüp kısa bir sürede Vegas'a giriş yaptık. Fakat o da ne? Güzel güzel etrafımıza bakınırken, ışıltılı binaların büyüsüyle uyuşan beynimin bir anlık boşluğunu yakalayıp kendini hızla dışarı atmak istedi meret. Bu sefer durum gerçekten vahim! Kalacağımız otel neredeyse yolun en sonunda ve daha varmamıza çok var. Arabada herkes hipnotize olmuş gibi camdan dışarı bakıp ortamın güzelliğini dile getirirken benim aklımda tek bir şey var: Tuvalet! 

O anda ileride oteli gördüm. Varmamıza 3 ışık kalmış ama meretin baskına dayanmak imkansızlaşmıştı. 

- "İşte orada otel"
+ "Hadi çıkayım artık, hadi hadi hadi hadi"
- "3 ışık kaldı dayan"
+ "Bırak beni Las Vegas sokaklarına"
- "Yahu sus be meret!"
+ "Salıver gideyim, ben yolumu bulurum"

"Yeter be" dedim çektim el frenini durdum ışıklarda! Arkadaşıma dedim "sen geç direksiyona ben yetişirim size". Yol, iz bilmediğim bir yerde başladım deli gibi koşmaya. Tuvaleti olan bir fast foodçu arıyorum ama yok arkadaş! Sağım kumarhane, solum strip club! Rulet masasına mı işeyeyim yoksa striptiz direğine mi? W&T'a gitmeden önce de milyon kere tembihlediler sokağa işemenin Amerikada suç olduğunu, yoksa çoktan bırakmıştım mereti Bellagio'nun havuzuna! Uzaklarda bir McDonald's görür gibi oldum ve hızla ona koştum. Lanet! Kapalı! 

Bir adım daha atacak gücüm yok! Ya bu meretten burada kurtulacağım ya da tüm pantolonumu saracak ve ben otele fantastik bir giriş yapacağım. 

Kapattım gözleri, "Suçumuz neyse çekeriz" dedim ve uğurladım sıkıntıyı McDonald's arabaya servis menüsüne doğru.

Nasıl olsa; Vegasta olan vegasta kalır!






Share
15 Aralık 2011 Perşembe

ALİ DESİDERO OLMAK




<< Ali anlıyor ki doğru yolda ."Hazırım" diyor buluşmaya
      Kız diyor ki "bu işler narin, bugün olmaz Ali belki yarın" >>

Yarınmış, peh! Ne çıkardı hadi bir tanışalım görüşelim deseydin o anda, bir nesili yanlış yönlendirmeseydin!

4 yaşındaydım MFÖ,  "Geldiler" albümünü çıkardığında. Babamda bir disc jockeylik geçmişi (DJ demez babam asla. Tam adını kullanır, çok istisna diijii der ama asla diycey demez), annede müthiş bir müzik kulağı ve sevdası olunca evde kasetler plaklar eksik olmuyor. Hal böyle olunca 4 yaşında başlıyorsun şarkıları ezber etmeye. Ama ne ezber! O yaşta şarkılara nağme yapamayacağımı anlayıp, sesimin 4 yaş için şirin ama ileride kulak tıkatacak kartlıkta olduğunu kestiren ben demişim ki kendi kendime ;

"Bertuğ bu RAP ileride çok popüler olacak. Anca bunu söyliyebiliyorsun zaten, sen bu tarzda devam et. Çok da seçme şansın yok gerçi, karga sesli düdük!"

Bu yüzden dört satırlık, nakaratı onlarca kez tekrar eden basit şarkıları değil, Ali Desideroyu ezber etmişim. Her çocuğun şarkı söylemesi gibi evin salonunda Ali Desidero'yu icra etmem aile eşrafı tarafından da pek takdir görmüş, uzun yolculukların, akraba ziyaretlerinin bir numaralı eğlencesi haline gelmişim. Bir de reklamı patlatınca Ali Taran, hadi Bertuğ patlat ordan bir "Ali Desidero" 'yu duyduğum gibi giriyordum şarkıya;

"Arkadaşları Ali derler, hani oturur bizim kahvede..." 



Aliydim ben artık. Pişpirik oynamalı, her daim MFÖ dinlemeli, deli gibi maç seyretmeliydim. Dönere tapmalıydım! Bulacağım kız da çok güzel olmalıydı. Latif, şirin, kitap kurdu hem de bir ahu. Venüs mü, afrodit mi diyeceğimi bilememeliydim, eli yüzü düzgün, kendi de bir içim su olmalıydı! 

Ali olmak buraya kadar şahane de, kızların her "Bay Bay" diyişine "Hay Hay" diyen yine Ali, Hazırım" dedikçe biraz daha ısrarcı olması istenen yine Ali! E o "Ali" benim işte! Ben şarkıyı yaşayarak her söyleyişimde daha da kabullenmişim bu gerçeği. Yazmışım kafaya kızlar ısrarcı erkeği sever, elde etmek için koşmuş da koşmuşum yıllar boyu "ben seni arkadaş olarak görüyorum  ama" diyen kızın peşinden ikna edene dek. Peşimden koşulduğunda kafam karışmış, bu işte bir terslik var diyerek kaçmışım hep ortamlardan! 

Ah be güzel ablacım, ne olurdu Ali abim sorduğunda he diyeydin! Aptal puma sendromuna kapılmış bir erkek ve aşkı ötelemeyi marifet sanan bir kadın nesli yetiştirmeyeydin. 

Belki o zaman şarkıda adın geçerdi de sana şunu sormazdık; 

"Adın neydi senin?"




Share
9 Aralık 2011 Cuma

POTALI YILLAR



İlkokul 4'te başladım basketbola. Her çocuğun geçtiği o ızdıraplı yol vasıtasıyla; anne zoruyla istemeye istemeye. Sonrasında bir tutkuya dönüştü. Tutku bir yana, liseyi bitirene kadar basketbol hayatımın neredeyse tamamı oldu. Tüm sosyal çevrem basketboldan ibaretti; Takım arkadaşlarım, rakip takım arkadaşlarım, basket oynamayı sevip takıma giremeyen erkek arkadaşlarım, takım arkadaşlarımın kız arkadaşları, takımdan herhangi bir oğlana bayılıp iletişim kurabilmek için gruba dahil olmak isteyen diğer kızlar, kızlar, kızlar, kızlar...

İlkokulda çocuk eğlencesi şeklinde geçen basketbol serüveni ortaokulda boy atıp yaşıtlarıma fark bindirince pivot sıfatını almamla birlikte ciddileşmeye başladı. Hafta en az 3 idman, kamp dönemleri, eleme grupları, şehir ziyaretleri, türkiye finalleri... Yarı-profesyonelliğe giden bu yolda hırsla devam etmemi sağlayan, geri dönüp baktığımda onca kavgamıza rağmen o günleri keyifle hatırlamamı sağlayan bir kişi var;



Orta doğu ve balkanların en karizmatik, en kalecilik kariyerini bir kenara bırakıp kendini basketbolda bulmuş, en Adanalı, en laf sokan ama en esprili hocası! 

2000 yılı, orta ikideyim. Orta üçlerden oluşan bir okul takımı mevcut biz de üç tıfıl, orta ikili, tecrübe olsun diye takıma dahil edilmişiz. Takım Edirne gruplarında esmiş gürlemiş, çıkmayı garantilemiş, biz tıfıllar tüm maçlarda hepi topu toplam 10 dakika oynamışızdır. Son Bilecik maçı için soyunma odasındayız. Biz tıfıllar yine kendi halimizde gerilim yaşamadan köşemize çekilmişiz. Gafur hoca bir hışımla odaya girdi;

+ Evet beyler bugünkü maç çok önemli. Çok değişik bir taktikle maça çıkıcaz. 
........Akın-Mert-Bertuğ ilk 5 başlıyosunuz!

Ne? Bizi çağırıyor lan? Bizi, tıfılları! İlk beş diyor adam!

İki saniye tıfıllar birbirimize baktık. İlk vurucu darbeyle gelen korku biranda hırsla yer değiştirmişti. "Son maça adam bizi ilk 5 istiyor, hadi beyler biz de oynayabiliriz!" Hep bir ağızdan bağırdık;

"Tamam hocam!"

+ Evet Akın, tam saha pres yapıyosun!  Top aldırmayacaksın adama!
Akın vurdu mu öldürecek bir ses tonuyla: - Aldırmıycam hocam!
+ Mert, çok iyi top getiriyosun, çat çat çat çat pas yapıyor atıyoruz sayıları tamam mı koçum!
Mert zerre ürkmeden : - Atıyoruz hocam!
+ Bertuğ, daya kıçını oyna birebirlerini, senin maçın oğlum bu, aç dirseğini vur adamlara göm sayıları potaya!
Benim maçım lan bu! - Gömecem hocam!

+İşte bu beyler! Konuştuğumuz gibi, çıkın alın maçı! Bu maçı alıyoruz söz mü?

Bizde adrenalin tavan yapmış, 3 tıfıl resmen kükredik;

"Rrrrrrrööööööööööössssssööööööööööööööz!"

Kısa bir sessizlik ve akabindeki adrenalin boşalması ardından Gafur hocanın sesi duyuldu;

"Aferin şimdi toplayın eşyalarınızı, Bilecik maça gelmemiş, dönüyoruz!"


Şimdi o günlere geri dönsek, ben o gazla maça çıksam, pota altından panyaları kaçırsam, sen yine bağırsan bana hocam:

"Bertuğ! Lan Bertuğ! Lan Bertuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuğğğ!!!

Keşke, keşke...


Share
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
;