1 Mayıs 2012 Salı

ORYANTİRİNG



Bir pazar sabahı saat dokuzda belgrad ormanında bir o yana bir bu yana koşacaksın deseniz, orada yakanıza yapışır "lan oğlum jandarmayı arasanıza, belli ki tecavüzcü akşamdan beri kovalıyor beni" diye bağırırdım. Adını duymanın bile korku saldığı bir ormanda, elimizde ne yazdığını çözemediğimiz bir harita, boynumuzda aksesuar olarak enteresan fakat fonksiyon olarak bize hiç yardımı dokunmayan bir pusula, üç saat boyunca ormanda gizlenmiş hedefleri bulmak için yol aldık.

Oryantiring (orienteering) harita ve pusula yardımıyla genellikle ormanlık arazilerde zamana karşı yapılan hem bedeni hem aklı çalıştıran bir yön bulma sporudur. Evet bir spor dalı ve federasyonu bulunuyor. 



Pazar yürüyüşü yapacağız tadında düştük yollara. "İşte biraz oksijen alırız, oh spor mis" düşüncelerimiz medeniyetten uzaklaştıkça "dağda ayı oluyormuş diyorlar doğru mu?" tırsaklığıyla yer değiştirdi. "Bireysel mi yarışsak yoksa ikili takımlar halinde mi?" diye tartışırken bir anda 6 tavuk ne olursa olsun ayrılmamak için yemin ettik.

Kayıt masasında biz altımızda rengarenk eşofmanlar, ellerde küçük su, kafada güneş gözlüğü, spor yapmaya değil piknik yapmaya gelmiş havasındaydık. Millet bir geldi, koca koca adamlar taytı çekmişler, üstte terletmeyen dar uzun kollu, sırtta ufak çanta. Bildiğin özel kıyafeti var. Koşar adım yaklaşıyor herkes kayıt masasına. Haritayı aldığı gibi ufak bir inceleme ile "başlat benim zamanı" deyip yardırıyor ormana doğru. "Biz çok yanlış geldik galiba" diye düşünürken elimize haritayı tutuşturdular.

En son böyle bir haritayı lisede coğrafya dersinde tahtaya asıyordum. İzohipsler, çeşitli semboller, kahverengi ve yeşilin her tonu! "Hocam yok mu bunun bir uygulaması bakalım telefondan hem konumumuzu da buldurur  gideceğimiz rotayı da hesaplar rahat ederiz" demek üzereyken eğitimcinin cümlelerinin içinde bir "domuz" kelimesi geldi kulağıma. Ne? Domuz mu?

Bulacağımız her hedefin bir tarifi var harita üzerinde, tabii anlayabilirsen. Şöyle bir şey;


Yani diyor ki 6 numaralı hedef ki bu sadece sana 6. Aslında hedefin numarası 185 millet kaç hedef geziyor pehey! Orada bir taş duvar var diyor, hafif harap olmuş diyor, hedef o duvarın güneydoğu köşesinde ama dışında diyor! Ben demiyorum, eğitmen diyor! Bana sorarsanız şöyle diyor harita: "6. hedefte 185 kişilik bir mangal alanı var. Tavuk şiş, ciğer, kebap ne ararsan hazır. Kaydırak bile var. Bir de bank var yemek sonrası biraz da kestirirsin, hadi yine iyisin köftehor!"

Tüm bu bilgilerle koyulduk yola. Harita üzerindeki patikaları keşfedene kadar sık ormanların içinden mi geçmedik, bataklıklara mı girmedik! Ne için? Hedef arıyoruz! Hedef dediğinde turuncu poşet gibi bir şey. Ucunda da bir zımba. Neymiş? Elimizdeki kontrol kartlarını deldireceğiz! Delelim de bulamıyoruz ki hedefi arkadaş! Bizdeki harita okuma bilgisi Çinceye giriş ile aynı düzeyde olduğu için kafamıza göre yorumluyoruz haritayı. Daha 100 metre gitmemişizdir derken haritadan çıkmış, burası kesin otoyol derken uçurumun kenarında buluyoruz kendimizi! Asıl hedef, hedefi bulmak da değil zaten! Hazır dağ orman değişik ambiyans var iken fotoğraf çekilelim diye yolda sık sık duruyoruz. Biz yarışmıyor, sosyal çakallık için uğraşıyoruz.


Hedefi bulduğumuzda da yine patlatıyoruz fotoğrafı. Üç saat boyunca dört kilometrekarelik bir alanda on hedefin altısını bulmayı başarmış, yedinci hedef yolumuz piknikçilerle kesişince mangal kokulara dayanamayıp yarışı orada nihayetlendirme kararı almış bir ekip olarak hatıratımıza katmak üzere hep özendiğimiz LOST pozunu vererek ormana veda ediyoruz. 


Macera son bulduğunda yaşanan onca zorluğa rağmen dönüş yolunda bir daha ne zaman geleceğimizi tartışmaya başlamıştık bile. Bu sefer hedef belli, adam gibi zamana karşı ikişerli ekipler halinde yarışmak ama tek bir şartla;

Ben o taytı giymem arkadaş!


Share
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
;