4 Haziran 2012 Pazartesi

SAN DIEGO'NUN HASTASIYIM, PEDICABIN USTASIYIM



4 arkadaş, Mert - Çağla - Canan - Ben, düştük Work and Travel yollarına 2008 yazında.



İnsanın hayatında nadir yakalayacağı fırsatlardan biriydi Amerika'da 3 ay kalmak, para kazanıp gönlünce harcamak. Herkes gibi elektronik eşyaları doldurayım, deli gibi kıyafet alayım derdimiz de yoktu. Yaşadıklarımız kar kalsın istedik yanımıza. Öyle de oldu...

Biz erkekler programın "WORK" kısmını daha kafamıza göre yaşayalım istediğimizden kızlar Los Angeles Six Flags eğlence parkında çalışırken biz San Diego'da pedicab yapmayı tercih ettik. Pedicab nedir diyenler için geliyor;



Evet taksicilik yaptık! Bisiklet taksiciliği. San Diego'da insanları parası mukabilinde bir yerden bir yere taşıdık.  Fiyatlama konusunda kontrol elimizdeydi.  Başlangıçta para istemenin utangaçlığı ile uzun uzun mesafelerden üç kuruş kazandığımız olmuştur fakat işin püf noktalarını öğrenince tam bir İstanbul çakal taksicisine bağladık. On adım mesafeden kişi başı yirmi dolar istemeler, yerli turist ile yabancı turisti ayırıp iki kat fiyat çekmeler, gece sarhoşuna elli dolar demeler, daha neler neler... Racon buymuş, biz de sonradan öğrendik...

Hal böyle olunca parayı küple kazandılar diye düşünülmesin. Bu gördüğünüz pedicablerden yüzlerce var. Cumartesi akşamı San Diego Gaslamp Quarter trafiğindeki pedicab sayısı, aynı gece taksimde olandan taksi sayısından fazladır. Müşteri bulmak için seyir halinde çığırman gerekiyor  "Taksi isteyen var mı?" "Bisiklet taksiciniz geldi haaanım?" Eskici gibi bağırarak iş yapıyorduk. Bu açıdan bakıldığın da arabalı sokak magandasından farkımız yokmuş şimdi idrak ediyorum. "Abla, götüreyim mi abla?". Ayıp etmişiz. 

Duraktan iş almak da mümkün ama kuyruk, derbi maç bilet kuyruğundan beter. Bütün gün bekleyip, beklerken Amerika'daki homeless sorununu tartışacağın, mortgage krizinin halk üzerine etkilerini irdeleyeceğin sıra da şu şekil: (tamam tamam, sadece bir önceki müşteriden kaç para üttüğümüzü konuşuyorduk. Pek bir şerefsizmişiz afedersiniz.)



Fakat Türkler olarak ciddi bir ağırlığımız vardı pedicab piyasasında. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasında Semih Şentürk'ün uzatmalardaki son saniye golüyle beraberliği yakalayıp, penaltılarla elediğimiz Hırvatistan maçı sonrasında pedicab konvoyu oluşturduk San Diego'da. Ömründe böyle bir şey görmemiş olan Amerikalıların şaşkın bakışları eşliğinde, korna sesleriyle inlettik sokakları. 



Her müşteri başka macera, her bekleyiş başka bir umuttu. Bir cumartesi gününde bütün haftayı kazandığımız da oldu, saatlerce pedal çevirip eli boş döndüğümüz de...

Şimdilerde yasa çıkartıp pedicab sayısını kontrol altına almışlar, herkese yeterli sayıda müşteri düşüyormuş Fakat ücret tarifesi de belliymiş, kolay kolay kazıklayamıyormuşsun müşterileri. 

Hayalimdir, bir gün San Diego'ya tekrar gidip o pedicabe tekrar bineceğim. Sırf sevinsin diye, binerken "How much?" diye sormayıp kazıklamasına imkan vereceğim. İnerken, kazıklamak istediği rakamın kat be kat fazlasını verip; 

"Biz de bu yollardan geçtik koçum, hadi git akşam eğlen" diyeceğim. 

Biz çok bekledik yapan olmadı...





Share

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
;