28 Mayıs 2012 Pazartesi

BERTUĞ ETKİSİ




(Bertuğ, temsili)






Evet biz Bertuğ'uz ve bunun farkındayız.

Adaşlarımın varlığına alışmam zaman alsa da (bkz: Bertuğ) alıştıkça birbirimize bir hayli benzediğimizi fark ettim. Aynı burçtan olan iki kişinin ortak özelliklerini keşfetmesi gibi sosyal medyada adaşlarımın davranışlarını gördükçe yıllar önce kaybettiğim kardeşimi bulmuş gibi oluyorum. İşin enteresan tarafı, tüm Bertuğ kardeşlerimin "Bayanlar" üstünde etkisinin birbiriyle bu kadar örtüşüyor olması. 

Etkiyi oluşturan unsurları bir araya getirmek gerekirse;

Biz Bertuğlar...

... içinizden biriyiz.





...sevimliyiz.






...biraz terelelliyiz.(ama düşünceli)







...parti adamıyız.






...istek yaratırız.







...keşkelerin sebebiyiz.







...rüyanıza gireriz.







...hayal ettiğiniz yerdeyiz.







... yalnız bırakmayız.






...el üstünde tutuluruz.







...evlenilecek adamız.






... her gün bizim günümüz!







Tabii bu "Bertuğ Etkisi" 'nin baylar üzerindeki tedirgin ediciliği de gözlerden kaçmıyor. Bir Taylan değiliz belki ama (bkz: adı taylan olanların esmer ve yavşak olması) , belli ki aynı maratonu koşuyoruz. 


Bertuğ kardeşlerim; varsın "yavşak" desinler, varsın boğazımıza yapışsınlar. Birlik olur önce %4.6'yı da aramıza döndürür, hepsine meydan okuruz.

Şimdi hepinizin adına soruyorum: Kadınların dilinden anlıyorsak suçumuz ne?

(not: tüm adaşlarımın anlatmak istedikleri hikayeler bu blog çerçevesinde seve seve yayınlanacak olup, bertug.com uzantılı mail isteyenlere gerekli tedarik işlemi de yapılacaktır. Sosyal medyada Bertuğ hareketini başlatıyorum!)




Share
13 Mayıs 2012 Pazar

ANNELER GÜNÜ



Tanıştırayım, annem.

Elinde benimkinden daha fonksiyonlu bir telefon, gittiği her yerden fotoğraf ekliyor, özlü sözler paylaşıyor, ilkokul arkadaşlarını buluyor, sosyal medyayı fethediyor. Ama en önemlisi twitter'dan, facebook'tan evlatlarını merakla takip ediyor. Her yeni nesil anne gibi...

Annelerin sosyal medyayı keşfi şöyle bir hikaye;


Aslında sosyal medyadaki aktifliğimin başlıca sebebi annem. Çoğu genç, facebookta fotoğraflarını ailesine kapatır, foursquare'de evinde checkin yapıp dışarılarda fink atar, twitter'da annesi babası okumasın diye başka başka kullanıcı adlarıyla yer alırken, ben bunların hepsini annem de görsün istiyorum. Bilmediğinde daha çok merak ediyor çünkü. En azından birinci ağızdan dinlesin, görsün, bilsin neler oluyor.

Tabii bu durum, özellikle twitterda, enteresan sohbetlere de sebebiyet veriyor. Rahat bir aile imajımız olsa da en nihayetinde o da bir ANNE. O da...

... merak ediyor,


... sorguluyor,

... çamaşırı soruyor,

... bulaşığı yıkatıyor,

... yemeğe karışıyor,

... kızıyor,

... çok kızıyor,

... yeri geliyor dövüyor,




... ama o da eğleniyor twitterda, hem de çok! 












Twitterdaki bir numaralı takipçim, facebooktaki en kıymetli beğenenim... 

Anneler günün kutlu olsun annem.

Senin için geliyor;



Share
8 Mayıs 2012 Salı

BERTUĞ: SON KISMET AÇICI



Hanımların dikkatine! 
Kısmet açıcı ayağınıza geldi. 
Genç, güzel, alımlı, bakımlı ablaların kısmeti açılır. 
5 dakikada yapılır, hemen teslim edilir. 

Yahu kime meyil etsem kısmeti açılıyor! Beğendiğim, kısa da olsa bir sohbet içerisinde bulunduğum her ablayı hop, başkası kapıyor! Modern telli baba oldum. Tel bağlamak yerine bir sms atıyorsun, bir aya eski sevgiline dönmen garanti! Yeni birini mi bulmak istedin, biraz da facebook'tan mesajlaşalım o zaman, iki aya kapına gül yağdırırlar. Hele bir de telefonda konuşursak, Türkiye güzeli olsan böyle rağbet görmezsin! 

Konuşuyoruz güzel güzel, komiklikler şakalar... Yeri geliyor görüşüyoruz da güzel güzel, hoş sohbet muhabbet... İki gün sonra haberi geliyor: "durumu ilişkisi var olarak güncellendi" Yahu kim güncelledi, ne ara güncelledi? 

Soruyorsun;
"Hayatımın aşkını buldum" diyor! E biz öbür dünyanın aşkı mıyız? 
Soruyorsun;
"Niyaziyi affettim" diyor! İyi de neden şimdi?
Soruyorsun;
"Artık hemcinslerimle ilgileniyorum" diyor. Yuh!

Herkesin kısmetini açmaktaki performansımı kendime çevirmek için uluslararası bir yardım alayım diye Aşk Çeşmesine uğradım. Her yol Roma'ya çıkıyor ya; "çok değil, kısmeti açılanların yolu benimkiyle kesişsin yeter" deyip gönderdim öpülmüş parayı.



Ne oldu dersiniz?

Eski sevgilimle karşılaştım! Hem de Roma'da! Bu mudur yani açılan kısmetim?

Kendime bir hayrım dokunmasam da izdivaç programı tadında hayır işlerim devam ediyor. Geri dönmek istediğiniz eski sevgili, bambaşka bir hayata yol almak istediğiniz yeni sevgili adaylarınız var ise önce bana başvurun. Son kısmet açıcı bertuğ halleder.

Not: Bayilikler verilecektir! Vermeliyim yani. Biri alsın bu laneti üstümden!


Share
1 Mayıs 2012 Salı

ORYANTİRİNG



Bir pazar sabahı saat dokuzda belgrad ormanında bir o yana bir bu yana koşacaksın deseniz, orada yakanıza yapışır "lan oğlum jandarmayı arasanıza, belli ki tecavüzcü akşamdan beri kovalıyor beni" diye bağırırdım. Adını duymanın bile korku saldığı bir ormanda, elimizde ne yazdığını çözemediğimiz bir harita, boynumuzda aksesuar olarak enteresan fakat fonksiyon olarak bize hiç yardımı dokunmayan bir pusula, üç saat boyunca ormanda gizlenmiş hedefleri bulmak için yol aldık.

Oryantiring (orienteering) harita ve pusula yardımıyla genellikle ormanlık arazilerde zamana karşı yapılan hem bedeni hem aklı çalıştıran bir yön bulma sporudur. Evet bir spor dalı ve federasyonu bulunuyor. 



Pazar yürüyüşü yapacağız tadında düştük yollara. "İşte biraz oksijen alırız, oh spor mis" düşüncelerimiz medeniyetten uzaklaştıkça "dağda ayı oluyormuş diyorlar doğru mu?" tırsaklığıyla yer değiştirdi. "Bireysel mi yarışsak yoksa ikili takımlar halinde mi?" diye tartışırken bir anda 6 tavuk ne olursa olsun ayrılmamak için yemin ettik.

Kayıt masasında biz altımızda rengarenk eşofmanlar, ellerde küçük su, kafada güneş gözlüğü, spor yapmaya değil piknik yapmaya gelmiş havasındaydık. Millet bir geldi, koca koca adamlar taytı çekmişler, üstte terletmeyen dar uzun kollu, sırtta ufak çanta. Bildiğin özel kıyafeti var. Koşar adım yaklaşıyor herkes kayıt masasına. Haritayı aldığı gibi ufak bir inceleme ile "başlat benim zamanı" deyip yardırıyor ormana doğru. "Biz çok yanlış geldik galiba" diye düşünürken elimize haritayı tutuşturdular.

En son böyle bir haritayı lisede coğrafya dersinde tahtaya asıyordum. İzohipsler, çeşitli semboller, kahverengi ve yeşilin her tonu! "Hocam yok mu bunun bir uygulaması bakalım telefondan hem konumumuzu da buldurur  gideceğimiz rotayı da hesaplar rahat ederiz" demek üzereyken eğitimcinin cümlelerinin içinde bir "domuz" kelimesi geldi kulağıma. Ne? Domuz mu?

Bulacağımız her hedefin bir tarifi var harita üzerinde, tabii anlayabilirsen. Şöyle bir şey;


Yani diyor ki 6 numaralı hedef ki bu sadece sana 6. Aslında hedefin numarası 185 millet kaç hedef geziyor pehey! Orada bir taş duvar var diyor, hafif harap olmuş diyor, hedef o duvarın güneydoğu köşesinde ama dışında diyor! Ben demiyorum, eğitmen diyor! Bana sorarsanız şöyle diyor harita: "6. hedefte 185 kişilik bir mangal alanı var. Tavuk şiş, ciğer, kebap ne ararsan hazır. Kaydırak bile var. Bir de bank var yemek sonrası biraz da kestirirsin, hadi yine iyisin köftehor!"

Tüm bu bilgilerle koyulduk yola. Harita üzerindeki patikaları keşfedene kadar sık ormanların içinden mi geçmedik, bataklıklara mı girmedik! Ne için? Hedef arıyoruz! Hedef dediğinde turuncu poşet gibi bir şey. Ucunda da bir zımba. Neymiş? Elimizdeki kontrol kartlarını deldireceğiz! Delelim de bulamıyoruz ki hedefi arkadaş! Bizdeki harita okuma bilgisi Çinceye giriş ile aynı düzeyde olduğu için kafamıza göre yorumluyoruz haritayı. Daha 100 metre gitmemişizdir derken haritadan çıkmış, burası kesin otoyol derken uçurumun kenarında buluyoruz kendimizi! Asıl hedef, hedefi bulmak da değil zaten! Hazır dağ orman değişik ambiyans var iken fotoğraf çekilelim diye yolda sık sık duruyoruz. Biz yarışmıyor, sosyal çakallık için uğraşıyoruz.


Hedefi bulduğumuzda da yine patlatıyoruz fotoğrafı. Üç saat boyunca dört kilometrekarelik bir alanda on hedefin altısını bulmayı başarmış, yedinci hedef yolumuz piknikçilerle kesişince mangal kokulara dayanamayıp yarışı orada nihayetlendirme kararı almış bir ekip olarak hatıratımıza katmak üzere hep özendiğimiz LOST pozunu vererek ormana veda ediyoruz. 


Macera son bulduğunda yaşanan onca zorluğa rağmen dönüş yolunda bir daha ne zaman geleceğimizi tartışmaya başlamıştık bile. Bu sefer hedef belli, adam gibi zamana karşı ikişerli ekipler halinde yarışmak ama tek bir şartla;

Ben o taytı giymem arkadaş!


Share
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
;