23 Ocak 2013 Çarşamba

PORSELEN DİŞ


Aletin biri giriyor, biri çıkıyor. Ne iğnesi bitiyor ne spreyi. Ağzım pelte, çenem kaskatı, ellerim de koltuğu kavramaktan mosmor oldu... Oldu da bir bizim diş hallolamadı.

Dolgum düşmüş. Dolgusuz yapayalnız hisseden diş de kendini korumaya almış. Ne yesem, anında iade alttan çıkartacak kadar acıyla zıplattırıyor. Hal böyle olunca "seve seve" yolunu tuttuk dişçinin. Alışkınım da dişçilere. Ağzım zaten "Dişçiliğe Giriş 101" dersi gibi. Dolgular, köprüler, kanal tedavileri...

Bir de porselenlerim var, yemek takımım, çeyizlik. Basketbol hediyesi. Lise zamanımda bir maç esnasında bir potadan öbür potaya hızlı hücumu durdurmak için müthiş bir depara kalktım. Bunu gören takım arkadaşım "koçum benim, yürü be" dercesine tam orta sahada öyle bir dokundu ki bana... Bende denge filan kalmadı. Top yerine pota altı demirlerini avuçladık. Kollar o ivmelenmeyle oluşan güce dayanamayıp dirayet boşalınca, demirin tadını aldım. Çene dağıldı, üst dişlerin yarısı gitti...

Olay sonrası ağzım (temsili)

Normal görünümüne kavuşması için baya bir mesai harcandı. Çeneme atılan sayısız dikişlerden, iki gün hiç konuşamamamdan, apse yapan ağzım yüzünden şişen kocaman çenemi gizlemek için haftalarca atkı ile dolaşmamdan bahsetmiyorum bile... Olay porselenlerde. "X kırık O sağlam" dersek üst orta kısımda durum şöyle:

"XOXX".

Dişçim de haklı olarak dedi ki "sağlamı koruyalım". Sağlam derken kaportası sağlam, çiziği yamuğu yok ama sallantıdan lastiği patladı patlayacak. Süt içtik, kemik suyu içtik, o dişi sallantıdan kurtardık. Ondan renk alındı, yandaşlarına porselen yapıldı. (Dişleri önce ufacık hale getirip onun üstüne protezi yapıştırıyorlar. Bildiğin kuzu dişi gibi oluyor küçültülünce) Görüntüde mükemmelim, para verip yaptırmak isteyeceğin türden.  Bir özgüven de geldi, tüm fotoğraflarda nasıl sırıtıyorum. Gülerken dudağını milim oynatmayan ben bir anda Jim Carrey oluverdim. Olayın sıkıntısını yıllar sonra mor ışıkla tanışınca anladım.

Benim dişler farklı parlıyor ya la! Renk alınan sağlam diş olağan sarılaşmasına devam etmiş, porselenler dimdik ayakta! Aynada bakınca var bir sıkıntı diyorum ama konduramıyorum da. Fırçalarım geçer diye diye erteledim. Hadi sarılığı geç, bardaki o mor ışığın fotonu kurusun! "N'aber?" diye açtım ağzımı en şebek gülüşümle barda bir ablaya, "sen önce aynaya bak be salak" dedi bastı gitti. Bakmaz olaydım.


Meğer o kör olasıca mor ışık benim porselenleri ampul gibi parlatıp, has be has kendi dişimin bir ışıltı bile saçmasına izin vermeden yokmuş gibi gösteriyormuş ya! Sağlam dişi koruyalım derken hepten kaybettik.

Şimdi yine ufaktan bir kanal çalışması var ağzımda. Kazılar yapıldı, borular döşendi. Rica ettim dişçiden, sağlam ama mor ışıkta kaybolan vampir dişimi de düzeltecek. Artık söker yenisini mi takar, komple sıva mı yapar bilinmez. Eski dişçimi bir gün bulursam ona da bir çift lafım var:

"Üçlü çeyizlik porselen diş seti mi olur, bari dörtlü yapaydın da takım olaydı!"


Share
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
;